İstanbul Osmanlı denizaltıları sayesinde fethedilmiş

İstanbul Osmanlı denizaltıları sayesinde fethedilmiş

Osmanlı arşivinde yer alan askeri belgelere göre, Fatih İstanbul’u denizaltı kullanarak fethetmiş. Ünlü Alman tarihçi Peter Zieme gemileri karadan yürütme öyküsünün bu olaydan esinlendiğini düşünüyor.

Ünlü Alman Tarihçi Peter Zieme’nin, gün yüzüne çıkan Osmanlı arşivlerinde yer alan askeri belgelere dayanarak Sehepunkte dergisinde yayınlanan makalesinde, İstanbul’un fethi ile çarpıcı gerçekleri göz önüne koyuluyor.

Zieme’ye göre Fatih Sultan Mehmet, nicelerinin kuşattığı ama kendisinden önce kimsenin alamadığı Konstantinapolisi gizlice inşaa ettirdiği denizaltılarını kullanarak fethetti. Zieme’nin incelediği arşiv belgelerine göre denizaltının tarihte ilk defa Osmanlılar tarafından keşfedildiği, mucidinin de ünlü İslam alimi Ali Kuşçu olduğu anlaşılıyor.

Ali Kuşçu, 1449’da Tebriz’de hac yolunda iken kendisini ağırlayan Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın Osmanlı Devleti ile sürdürdüğü barış görüşmelerinde hükümdarın ricası üzerine sözcülüğünü üstlendiği sırada, Osmanlının dikkatlerini üzerine çekmiş ve kendisi de bilim adamı olan II. Mehmed bu alimin bilgeliğinden, fizik, matematik, mühendislik ve astronomi konularındaki çalışmalarından çok etkilenmişti. II. Mehmed bilim ve teknolojiyi özellikle askeri alanda kullanmayı çok iyi bilen bir sultandı ve hatta İstanbul’un kapıları, kuleleri ve burçlarıyla kenti taştan bir zırh gibi saran surlarını aşabilecek kadar güçlü bir topu inşa etmesi için Urban adlı Macar bir mühendisi kaçırttırmış ve yaptırdığı şahi topların çizimini de bizzat Sultanın kendisi yapmıştır.

2.MEHMED ALİ KUŞÇU’YU GELİBOLU TERSANESİ’NE DAVET EDER

İstanbul’u almayı kafasına koyan Sultan II. Mehmed, önce 1452’de Rumeli Hisarını inşa ettirmiş, ardından da şahi toplar ve daha önce hiç kullanılmamış havan topları gibi diğer ateşli silahlarla donattığı 200.000 kişilik kara ordusu ve 300 kadırgalık donanmasıyla Osmanlıyı, İmparator 1. Konstantin’in Kavimler Göçü’ne karşı zor durumda kalan kadim Roma İmparatorluğu’na yeni, güvenli, güçlü ve merkezi konuma sahip bir başkent kazandırmak için, bir rivayete göre de bir gece rüyasında gördüğü, Tanrının isteği üzerine kurdurduğu ve Nova Roma (Yeni Roma) olarak adlandırdığı, Asya ile Avrupa arasında bir geçiş noktası ve Akdeniz’e, Afrika’ya ulaşımı olan, hem Karadeniz ticaretini hem de Ortadoğuyu kontrol edebilecek hakim bir pozisyonda olan bu imparatorluk şehrini fethetmeye Ocak 1453 itibariyle hazırlamıştı.

Ancak Bizans’ın geçilmez surları yanı sıra grejuva (suda sönmeyen Rum ateşi, hem kara hem de deniz savaşında Osmanlı kuşatmasına karşı Bizans savunmasının uzun süren başarısında kilit rol oynamıştır) ve Haliç’e çekilen zincir gibi bir takım başka savunma silahları da vardı. İşini şansa bırakmak istemeyen ve Kaptan-ı Derya Baltaoğlu Süleyman Paşa’ya güvenmeyen Sultan II.Mehmed, Bizanslıları yenilgiye uğratmak için yeni ve güçlü bir gemiyi, gizli silahını icat ve inşa ettirmek üzere Ali Kuşçu’yu gizlice Gelibolu tersanesine getirtir. Burada en iyi teknisyenler, mühendislerle hummalı bir çalışmanın içine giren Kuşçu, bir süre sonra tarihin ilk denizaltısıyla birlikte Fatih Sultan Mehmet’in huzurunda olacaktır. Tasarımı ve küçük modeli beğenen ve ateşli silahlar konusunda fikirleri ile projeyi destekleyen Sultan Mehmet hayata geçirmesi için Kuşçu’ya 1000 akçe tahsis eder.

MAKİNE-İ BAHİR İLK SEFERİNDE BAŞARILI OLUR

Ali Kuşçu’nun Gelibolu Tersanesi’nde geceli gündüzlü çalışmaları sonucu üretilen “Makine-i Bahir” ilk seferini Gelibolu’dan 22 deniz mili denizin altından yol alarak Şarköy’e, orada kendisini beklemekte olan Sultan II. Mehmet’in huzuruna vararak yapar.

Ali Kuşçu’nun icat ettiği denizaltının iskeleti tamamen tahtadan imal edilmiş, dışı ise kat kat yağlı öküz derisi ile kaplanmıştı. Bordada açılan deliklerden sarkıtılan 8 çift kürekle yol alabiliyordu. Bu deliklerden içeri su sızmaması için küreklerin giriş yerleri sıkıca kapatılmıştı. Denizaltı içinde demir külçelerin olduğu büyük deri tulumlarla birlikte suyun içine iniyor, deri tulumları kontrol eden özel eğitimli leventler, denizaltı suyun yüzüne çıkmadan evvel, tulumlardaki demiri altta açılmış olan deliklerden boşaltıyordu.

final

Makine-i Bahir’in Ali Kuşçu tarafından çizilen taslağı

Denizaltının üst tarafında ise tahtadan imal edilmiş ve ucunda mercekle aynı görevi yapan iç içe geçirilmiş üç kalın camlı bir periskop vardı. Ayrıca denizaltında sağda ve solda 2 şer tane olmak üzere, dört tane tahtadan yapılmış, ön tarafında barutla dolu torpidolar bulunuyordu. Bu torpidolar kuşatmanın gidişatını umutların giderek yok olmaya başladığı bir zamanda bir anda kritik bir şekilde değiştirecekti.

6 Nisan 1453’te Osmanlı kara ordusu Haliç’ten Marmara’ya uzanacak şekilde surların önüne mevzilenmiş, toplar ise surların en zayıf olduğu yerleri, o güne kadar hiç görülmemiş güçteki en büyük top ise o zamanki adıyla St. Romanos kapısını bugünkü adıyla Topkapı’yı hedef alacak şekilde konuşlandırılmıştı. Osmanlı Donanması’nın önce Büyükada ve Burgaz daha sonra da Tarabya Kalesini ele geçirmesinden sonra Osmanlının denizdeki ilerleyişinden korkan İmparator Konstantin’in emriyle Haliç’in girişi zincirlerle kapatıldı.

12 Nisan’da Osmanlı Konstantin’in teslim olma çağrısını reddetmesi üzerine topçu ateşine başladı, sık dolmayan topların istediği sonucu alamamasına sinirlenen Sultan Mehmed daha sık ateşlenmelerini istediğinden Urban’ın inşa ettiği top patlayarak parçalandı ve Urban ve beraberindekiler oracıkta ölüverdi. 15 Nisan’da Haliçte zincirlerin önüne yığılan Osmanlı Donanması’nın taarruzu Bizans ve müttefik donanmalarının savunması karşısında başarısızlığa uğrayarak geri çekildi. Osmanlı kuşatmasıyla şehirde mahsur kalan Alman mühendis Jean Grant’ın geliştirdiği yöntemlerle Bizanslı askerler grejuvayı daha da ölümcül kullanmayı öğrendiler. 18 Nisanda Osmanlı ordusunun gece taarruzunda savaş kulelerinin grejuvayla tutuşması buna rağmen karaya çıkmayı başaran Osmanlı askerinin inatçı Bizans savunması karşısında kırıma uğraması ve topların yine grejuva ateşiyle kaybı karşısında Sultan Mehmed artık iyice sabrının sonuna gelmişti.

OSMANLI ORDUSU İLK SALDIRIDA GERİLEYİNCE FATİH, MAKİNE-İ BAHİR’İ SÜRER

On bin atlıyla yenilginin hesabını sormak için donanma komutanlığına giderek Baltaoğlu Süleyman Bey’i idam etmek isteyen öfkeli padişahı komutanları yalvararak zorla idamdan vazgeçirdiler ancak Sultan Baltaoğlu’nu topuzuyla döverek azletti yerine de Çalıbeyoğlu Hamza Beyi getirdi. Hamza Bey henüz hazır olup olmadığından Baltaoğlu’nun bir türlü emin olamadığı ancak Ali Kuşçu ve ekibinin geceli gündüzlü çalışarak imal ettiği denizaltıların 21 Nisan’ı 22 Nisan’a bağlayan gece sessizce denize indirilerek Haliç’e girmesi emrini verir. Sarayburnu açıklarında denize dalan denizaltılar, zincirlerle çevrilmiş olan Haliç’e gizlice girip Bizans donanmasına büyük kayıp verdirdiler ve St. Romanos kapısında her iki tarafa da yer yer yardım eden Cenevizlilerin çaktıkları demir kazıklarla, Bizans’ın şimdiye kadar Osmanlı topçu ateşinin açtığı gedikleri hızlıca kapatmakta kullandığı kayalar, kum dolu varillerle bir türlü dolduramadıkları büyüklükte bir gedik açtılar. Bu esnada 72 Osmanlı kadırgası, Çalıbeyoğlu Hamza Bey komutasında işlevsiz hale gelen zincirleri aşmış ve II.Mehmed’in eniştesi Zağanos Paşa’nın inşa ettiği Haliç köprüsünden geçirilen toplarla Bizans’ın yardımına gelen Venedik filosu bertaraf edilmiş oldu. Kuşatma nedeniyle açlık ve hastalıklardan dolayı kırılan halkı ve bir türlü Papa Nicholas’ın verdiği söze rağmen 30 kalyonluk filonun bir türlü yardıma gelmemesi karşısında Konstantin’in direnci giderek kırılıyordu ancak şehri teslim etmemekte direniyordu.

LEONARDO DA VİNCİ’NİN “MAKİNE-İ BAHRİ” DEN İLHAM ALDIĞI SÖYLENİYOR

29 Mayıs’ta Osmanlı’nın Makine-i Bahrilerin açtığı gedikten şehre giren orduları Cenevizli Giustiniani’nin savunmasını da aşarak Galata’ya ulaştı, Vali Lomellino Galatayı Osmanlıya teslim etti. Konstantinin kaçan askerlerinin ayakları altında ezilerek öldüğü tahmin edilirken Konstantin’in yeğeni İslamı seçerek Fatih Sultan Mehmed’in sarayında yaşadığı ve Mesih Paşa adıyla sadrazamlık yaptığı biliniyor.

Makine’i Bahirler 29 Mayıs’ta gerçekleşen son taarruzda ne yazık ki tamamıyla imha edilmiş ancak tasarımın kopya bir çizimi Cenevizliler tarafından bugünkü İtalya’ya kadar getirilmiş olduğu ve bunun daha sonra Leonardo da Vinci’nin 1515 yılında çizdiği denizaltına da ilham verdiği öne sürülüyor.

Denizden bir anda çıkıveren denizaltıların yarattığı infiali ve bu gizli silahını pek de açık etmek istemeyen Fatih Sultan Mehmet’in emriyle vaka-ı nüvisler bu olayı Fatih’in tahta çıkmasından 14 sene evvel Venedikli komutan Gattamelata’nın gemilerini Adige’den Garda Golü’ne karadan götürmesinden etkilenerek tarihe böyle kaydettiler.

Osmanlı daha sonra denizaltılarını hiç askeri olarak kullanmadı. Fatih Sultan Mehmet Ali Kuşçuyu bu başarısı karşılığında fetihten sonra kurdurttuğu Fatih Külliyesi içinde yer alan Sahn-ı Seman Medresesinin başına getirmiş ve burada Ali Kuşçu kendini matematik çalışmalarına vermiştir. 1719 yılında Haliç tersanesinin baş mimarı İbrahim Efendi Ali Kuşçunun tasarımından yararlanarak “Taht-el Bahir” inşa ettiyse de timsah şeklinde yapılan bu denizaltı III.Ahmed’in çocuklarının sünnet merasiminde eğlence amaçlı kullanılmıştır.

Kirpi Bilim-Teknoloji

Bu haberler de ilginizi çekebilir